Perşembe

kaçıncı yy'lın çeyreğinde çarpıştık biz senle öyle?!



şemaya uymayan bir çok şeyi atlamış olduğumu gördüm. artık geçerliliği olmayan ve bu günle eksilen ayrımlar, uzlaşmalardan uzak yabancı bir dille anlatıyordum. düzüşen, nesneleşen yada kalıplaşan sözcükler yabancıydı, benim dilim elim çocukluğum olamazdı. 
yaşadıklarımı yakalamak içindi hepsi, dünü bugünde yarını dünde bulmam hiçbir şeyi değiştirmiyordu, durumum acildi ve uzlaşıyordum. tüm benliğimle var ettiğim kadınlar adına, gerekirse zorla yazıyordum. 
yani benim güzel annem bi gün yaptıklarım ve yapacaklarım için taşlanıyordum






Salı

insan kaç defa doğar?

kaç kez büyür? kaç kez yaşlanır? kaç kez ölür? dahası kaç kez.. önce yaşlanıyorum sonra küçülüyorum en sonunda ölü doğuyorum. kimden yardım istemeliyim bilmiyorum, kime yardım etmeliyim hiç sormuyorum. ne farkım var sizden inanın hiç bilmiyorum. kafamın içinde konuşan bir kaç kadından biri de olabilirsiniz.. kim bilir belki hiç bilmediğim bir yer, zaman, sizinle tanıştığımdan emin değilim. tanışmak istediğimden de emin değilim. emin olduğun ne var diye soruyorsan bir sonraki sayfayı daha güzel yazacağımı söyleyebilirim.

Pazartesi

işgalin altında tutsak kalmak nasıl olurdu.. vücudunun herhangi bir ayrıntısında kıvrılıp bütünün önemsiz bir parçası olmak nasıl güzel olmasın ki?

Cuma

kimseye rahatsızlık vermeden yaşamak değil özgürlük, herkesi anlayışla karşılayıp saygı duymak bütün düşünceleri kendi içinde haklı çıkarmakta değil. aslına bakarsan hiçbi şey değil özgürlük. sikerim bu da böyle bi yazı işte amk

Cumartesi

kapı çalacak diye çok korkuyorum, yataktan çıkmak istemiyorum. Israrcı misafirlerimden su faturasından üst komşuya gelen aptal kızlardan yoruldum. sıkıcı ve kasvetli günlerimin yalnızca bana çektirmesini istemek çok gelmesin size. Kendi bataklığının gülü olmak istemenin kimseye zararı yok kanımca. kıçımı kaşıyarak girdiğim salonun her köşesi göz yaşı koksun istiyorum. Yavaşça değil hızla batmanın, bir daha hiç sokağa çıkamayacakmışsın ne güneş olacak ne ekseninde bi dünya gibi, neresinden baksan her türlü pislikmişim gibi bi daha hiç gülemezmiş gibi. Tanrı bizi hiç sevmemiş gibi, onun adaletinden sual olunmaz benimkinden olunur. O bütün güzelliklerin yaratıcısı ben bütün kötülüklerin anası.


benim hiç oyuncağım olmadı onun cenneti var, adaletini siktiğim dünya.

Pazar

bazen

birinci dünya savaşını görseydim, fazlasıyla öfke uyandıran bi katil olabilirdim. saçlarım beyaz olurdu kulak arkasından bir iki tel siyahta güzel giderdi hani. ne dediğime dair hiç bi fikrin olmaması, çekici bence. 18. yy'da memelerim nasıl olurdu acaba, korse dönemine denk gelmemek şans aslında. birazdan kapı çalıcak annem 'naber tatlım' diycek, ben yine yatak odasında gizli gizli uyuşturucu kullanıcam. neyse ki kafam iyiyken annem daha bi tatlı oluyo. koestler'in idam sehpasına çıkıp hemen insem diyorum, sonra bi sigara yaksak ve içine tükürsek dünyanın.

bazen siktir olup gitsek ne güzel olurdu.

Salı

öteki

pek deneyimim olmasa da şöförü kendim olan yolculuklar istiyorum, bir kaç kasetle gidemeyeceğimiz yer yok gibi. Tek başıma olduğum bir yolculuk yok. Belki çok sonra şimdi sen ve sana benzeyen adamlar var bavulda. Ben hala dolaşıyorum diye yırtınarak sezen'e eşlik ettiğim şarkılarla birlikte uzun bir yolculuk istiyorum, küçük kasabalar, bahçeler.. esnaf yüzleri, çocuklar tarlalar ve batıp doğan güneş. içinde olmadığını düşündüğün ne varsa senden ibaretken, ben hala ne istemediğinden eminken.. geç başlamış yolculuğumsun işte, ben çok sonra gelemeyen kadın olmaya hep alışığım oysa. beş taşının ikisini çaldırmış çocuk olarak yazıyorum oysa, hırsızın hiç mi suçu yok diyoruz kendi aramızda. Bilirsin işte, bazen madalyonun diğer yüzü vardır, aslında hep vardır ama bazen farkederiz. Bu da dolayısıyla onu bazen varmış yapıyor. Neden bu kadar aynı cümleleri kuruyorum diye sormuyor değilim, sen de yaparsın ya.. tıkandığı zaman patlayan tuvalet gibi işte. Örnek hoşuna gitmedi anlaşılan, ama ben bilmiyorum işte hoşnutsuzluğunu dizginlemeyi.bi çocuğu seversin ya kucağına almaktan korkarsın, incitmek istemezsin minicik bebeği. büyütemediğim ve her dafasında kucağımdan düşürdüğüm bebek gibisin. Bunları sesli söylemeyi istemezdim, bu denli cesur değilim. sende aradığım ötekinde olunca beş taşının kayıp iki taşını bulmuş çocuklar gibiydim ben de.

bu masum bir oyun olmalıydı, gerçek olamayacak kadar çocukçaydı. daha üçlere gelmemişken..