Yıkımı yaşayanlar ortak paydada, isimlerimiz ve simalarımız değişken gelebilir ancak hepimizin aynı kasık ağrıları mevcut. Hepimiz kadınız, ihanetleri içinde sürüklenen ve boğulan kadınlar. Yaşamı belirsizliklerle dolu olan, yarının getireceklerinden umudunu kesmiş olan kadınlar. Kendi bedenlerini sevebilme özgürlüğüne sahip olamayan, şekillenişlerini erkeklerin(in) ellerine bırakan kadınlar. Bu dalganın tam tepesinde olup utançlarından arınmaya çalışan kadınlar, cesur ve cüretkârca isteklerini ve yaşamlarını apaçık ortaya döken kadınlar. Dışlanan, en ilerici aydınların bile birlikte olmaya korktuğu kadınlar. “İster bir kadınla sevişeyim ister bir erkekle cinselliğim benim cinselliğimdir” demeye cesareti olmayan kadınlar. Fark ettin değil mi? Sende bir vakitler orgazm taklidi yapanlardansın! Canın sevişmek istemediğinde kendini suçlu hissediyor musun? Zorla sahip olunma tanımıyla yüz yüze olduğumuz hayatımızda kaçımız isteyerek sahip olunmanın karşısında durmuştur? Dahası kaçımız isteklerine arzularına yön verebilmiştir? Birlikte yatıp-kalkmak, gezip tozmak ama üzerine konuşmamak… Herhangi bir paylaşım içine girmemek ve genelde işine geldiğinde yanına uğramak ve en önemlisi hiçbir söz vermemek … Günümüzde buna kuralsız oyun ve özgür ilişki denmekte. Günün birinde taraflardan biri “neden” sorusunu yönelttiğinde ki bu genelde kadın olur, erkeğin kıvırması ve bir ad koymama isteği. Evet, ilişkilerde bağımlılık hatta en uç noktası evlilik kuşkusuz sistemin dayattığı toplumsal bir zihniyettir. Tabiri caizse evli çiftlerimiz için dört ayaklı hantal bir hayvan benzetmesi yerinde olacaktır. Genelde evliliğin reddinde olan taraf erkekler, fakat huzur bulduğunu iddia ettiği özgürlükçü ilişkisini bırakıp; temiz aile kızlarıyla nikâhlanan yine erkekler! Yani ilericiliğin bir getirisi, gerçeğin bilincinde olup kaldıramayan özgürlükçü erkekler. Bazen edilgenliğiyle gurur duyan kadınlara imreniyorum, kıskanılmak, kısıtlanmak, aşağılanmak çoğu için aşkın belirtileridir. Oysa sadece yatak çarşaflarını değiştirmekten öteye gidemez eylemleri, başka kadınların varlığından rahatsız olan ve histeri krizleriyle gelenekçi yanlarını kemikleştiren kadınlar. Geçenlerde böyle biriyle sohbet imkânı yakaladım. Şimdi diyeceksiniz ki böyle kadın çok bu fırsat mı? Evet, fırsat çünkü böylesi kadınları konuşturabilmek neredeyse imkânsızdır. Nitekim bu konuşmanın da pek rahat geçtiği söylenemez. Kadının içinde bulunduğu durumu anlatışı, hatanın tamamını | ||||
Peki, siz; Erkek misiniz yoksa insan mı? Kadın mısınız yoksa köle mi? |
Çarşamba
kadınlık
Cuma
algıda sıçıcılık
Dünya Şili lilili madencilerin kahramanca kurtarılışına seyirci kalmadı
Çin 33 pandaya madencilerin isimlerini vererek 'ölümsüz'lüklerini açıkladı. ( pandaların 21. yy sonlarına doğru neslinin tükenmesinden korkuluyor)
Türkiye bu duruma kayıtsız kalamayarak madencilerin 3 aylık domates ihtiyacını karşılayacağını açıkladı bunun tam üstüne Türkiyeli madenciler genel grev kararı aldı.
(asgari ücretin 544 tl olduğu Türkiye de kilosu 4.5 * 6.5 tl arası gidip gelen domates Türkiyeli tüketicinin sofralarının vazgeçilmez ürünü)
Çin 33 pandaya madencilerin isimlerini vererek 'ölümsüz'lüklerini açıkladı. ( pandaların 21. yy sonlarına doğru neslinin tükenmesinden korkuluyor)
Türkiye bu duruma kayıtsız kalamayarak madencilerin 3 aylık domates ihtiyacını karşılayacağını açıkladı bunun tam üstüne Türkiyeli madenciler genel grev kararı aldı.
(asgari ücretin 544 tl olduğu Türkiye de kilosu 4.5 * 6.5 tl arası gidip gelen domates Türkiyeli tüketicinin sofralarının vazgeçilmez ürünü)
Cumartesi
gerçek
Gün içerisinde teyzemin aramalarına alıştım ancak en sevdiğim teyzoşa sürekli yalan söylemeye alışamadım. Bir türlü gerçek kızını gösteremedim ona, misafirliğe gelen komşu kızlarından nefret ettiğimi bilemezdi, evlilik hayallerinin sokağıma hiç uğramadığını bütün sevgililerimi aldattığımı, sammyle şirin bir yuva kurup çağalar yapmak yerine yalnızca sıradan herkes gibi bir sevgi biriktirdiğimi ve araya bir çocuk sokacak kadar ona doymadığımı.. daha neler neler. Hangi birini kabul ettirebilirdim ki, o güzel gözlerinde görmek istediği küçük kırmızı papuçlu kara kuru kızı gördü. Onunla oturup sarma yapan kızın aslında bir kadın olduğunu söyleyebilmek için neler vermezdim, gerçek olduğum gerçeği bu kadar mı ürkütücü? İlginç, oysa biz muhtaç, savunmasız kırılgan olanız öyle ya biz kadınız, birbirimizi bile anlayamayan kadınlar. Örneğin teyzem son derece sevecendir, anlayışlıdır, canım ne zaman sıkılsa sesinde bulurum huzuru ama hiçbir zaman kopamamıştır anneannem gerçeğinden, o da beni düşündüğünden zaman zaman biraz ben olur, aynı dilden konuşuruz, belki de yaşayamadığı gerçeğini ben de bulduğundan ya da kim bilir.. Hepimiz bizden öncesinin izlerini taşırız, kökleri çok derene inen çözümlemesi asla kolay olmayacak olan..
canım teyzem;
hatırlar mısın evlendiğin gün dünyada en nefret ettiğim erkek eniştemdi, seni benden kopardığı için ve seni artık zaman zaman görebileceğim için hepinize küsmüştüm. Korkmuştum birnevi, geceleri havai fişek sandığım silah sesleri duyulduğunda kaçacak kimsem olmayacaktı, seni daha gitmeden özlemiştim. Sonra yavaş yavaş, nefret edecek çok erkek olduğuna alışarak büyüdüm. Sen uzaktaydın, sana gelebilmek için evden kaçmayı bile göze aldım.. her ne kadar fazla uzağa gidemesem de annem sesimi ilk o gün duymuştu. Çok karmaşık bir ailem vardı, annem sana hiç benzemiyordu onun yüzünde gülüşün yoktu, biliyordum anne gibi değildi, o sevgi yoktu ama içten içe acıyordu bana. İstemediği birini hatırlatıyordum ona, babamı..
Babam mükemmeldi, ne kadar kötü bir eş ve baba olursa olsun muhteşemdi. Her kızın babasına olan tutkusundan da ötesindeydi, bende nefreti ve aşkı doğuran ilk erkekti. Onlar da asla gerçeği görmedi, belki sana söyleyemediğim bir çok şeye şahit oldular ama yinede çok uzaktaydılar.
canım, seni hiç anne gibi abla, arkadaş gibi görmedim.. sen hep teyzemdin, teyzelik sana çok yakışıyor.. asla yerini, seni değiştirmeye çalışmadım, işte bu yüzden yalan söyledim. Benimle birlikte sırf benim için bana dönüş istemedim. Herşeyin sahte olduğu bir dünyada yalnızca senin gerçeğin olmak istedim..
içimin gülen yüzü, teyzem..
Çarşamba
ha heyli hayır
Uzun zaman oldu ülkemin çok muhterem(!) siyasetçilerini kaleme doğrusu klavyeme almayalı, bir nevi suskunluk diyebileceğim durumu bozan mide bulandırıcı haliyle referandum süreci. Şimdi diyeceksiniz dün daha mı iyiydi durum?! elbette hayır ancak bu günü dünden ayıran önemli bir nokta var. Dün demokrasi çığlıkları sokaktan duyulurken bu gün ne hikmetse meclisin dibinden yükselmekte üstelik yine mağdur rolü bizde. 12 eylül'de fişlendik, işkenceye mağruz kaldık, gözaltılarda keybedildik, çocuk yaşta asıldık .. daha da uzatılabilir bu liste, acımızın boyutu tahminin de ötesinde. Evet bu gün bunları başbakan kürsüde ağlayarak dile getiriyor. Öyle ya dün cumartesi anneleri he hafta taksim de dayak yerken bunlardan söz etmek mümkün değildi. Evet' dün 12 Eylülü bu kadar rahat konuşamıyorduk, bırakın Kürtçe kanalı Kürt diyemez haldeydik ..
Ancak atladığımız o kadar çok nokta var ki,
yıl 2004 Uğur Kaymaz 12 yaşında
terörist iddiasıyla evinin önünde kurşun yağmuruna tutuldu. 12 yaşındaki bir çocuğu ve babasını öldüren polislere iki ile altı yıl arası, oğlu ve kocası öldürülen kadın için 15 yıl istendi. Polisler aklandı göreve iade edilip can güvenlikleri için başka bölgelere atandılar.
yıl 2002 Hacettepe Üniversitesi
Anadilde eğitim istemiyle topladıkları dilekçe sonucu 27 öğrenci hakkında 'yasa dışı örgüte üye olmak ve yardık yataklık etmek' iddiasıyla dava açıldı. 4 öğrenci 6 yıl 3er ay hapis cezasına çarptırıldı.
yıl 2006 Diyarbakır olayları tutuklu çocuk sayısı 91 dördü çocuk toplam 10 ölü
Enes Atay 6 yaşında
İsmail Erkek 8 yaşında
Abdullah Duran 10 yaşında
Mehmet Işıkçı 16 yaşında ölüm sebebi 'kafa , göğüs ve batın travmasına bağlı kafa tası kırığı, beyin kanaması , sağ akciğer ve karaciğer rüptüründen gelişen iç kanama.. dövülerek
Şimdi soruyorum, bu ve benzeri olaylar gerçekleşirken iktidar ve muhalefet partileri neredeydi?
Toplu sözleşme hakkı diyen Başbakan, Muammer Güler 1 Mayıs alanlarında işçinin memurun öğrencinin anasını ağlatırken neredeydiniz? Siz daha kendi döneminizin pisliklerini temizleyemezken sizden öncekileri temizlemeyi nasıl vaad ediyorsunuz?
İktidarın da muhalefetin de demokrasisi yalnızca kendilerine, bu süreçte enayi yerine koyulmakla kalmadık bizzat damgalandıkta. Referandum çalışmaları sürdürenlerin gözümüze soka soka değerlerimizi ezmelerini izledik. Erdal Eren'le Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanyana gördük, Hayır diyenleri Abdullah Öcalanla aynı sayfalarda gördük, böylece 'hayır' dememek için bir sebep daha olacaktı. Tüm bunların üstüne nasıl olsa böyle olacak, demokrasiyi istemiyor musunuz diyerek yüzümüze bakılıyor olması midemi bulandırıyor. ve herşeye hayır dedirtiyor, iktidara muhalefete demokrasisine cuntasına gelmişine geçmişine hayır!
Ancak atladığımız o kadar çok nokta var ki,
yıl 2004 Uğur Kaymaz 12 yaşında
terörist iddiasıyla evinin önünde kurşun yağmuruna tutuldu. 12 yaşındaki bir çocuğu ve babasını öldüren polislere iki ile altı yıl arası, oğlu ve kocası öldürülen kadın için 15 yıl istendi. Polisler aklandı göreve iade edilip can güvenlikleri için başka bölgelere atandılar.
yıl 2002 Hacettepe Üniversitesi
Anadilde eğitim istemiyle topladıkları dilekçe sonucu 27 öğrenci hakkında 'yasa dışı örgüte üye olmak ve yardık yataklık etmek' iddiasıyla dava açıldı. 4 öğrenci 6 yıl 3er ay hapis cezasına çarptırıldı.
yıl 2006 Diyarbakır olayları tutuklu çocuk sayısı 91 dördü çocuk toplam 10 ölü
Enes Atay 6 yaşında
İsmail Erkek 8 yaşında
Abdullah Duran 10 yaşında
Mehmet Işıkçı 16 yaşında ölüm sebebi 'kafa , göğüs ve batın travmasına bağlı kafa tası kırığı, beyin kanaması , sağ akciğer ve karaciğer rüptüründen gelişen iç kanama.. dövülerek
Şimdi soruyorum, bu ve benzeri olaylar gerçekleşirken iktidar ve muhalefet partileri neredeydi?
Toplu sözleşme hakkı diyen Başbakan, Muammer Güler 1 Mayıs alanlarında işçinin memurun öğrencinin anasını ağlatırken neredeydiniz? Siz daha kendi döneminizin pisliklerini temizleyemezken sizden öncekileri temizlemeyi nasıl vaad ediyorsunuz?
İktidarın da muhalefetin de demokrasisi yalnızca kendilerine, bu süreçte enayi yerine koyulmakla kalmadık bizzat damgalandıkta. Referandum çalışmaları sürdürenlerin gözümüze soka soka değerlerimizi ezmelerini izledik. Erdal Eren'le Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanyana gördük, Hayır diyenleri Abdullah Öcalanla aynı sayfalarda gördük, böylece 'hayır' dememek için bir sebep daha olacaktı. Tüm bunların üstüne nasıl olsa böyle olacak, demokrasiyi istemiyor musunuz diyerek yüzümüze bakılıyor olması midemi bulandırıyor. ve herşeye hayır dedirtiyor, iktidara muhalefete demokrasisine cuntasına gelmişine geçmişine hayır!
Salı
aldatan hatunlar "4
" Kendini bir halt sanan sevgililerimin hepsini aldattım. Bundan gurur duymuyorum ama pişmanlığım falan da yok. İçlerinden hiçbiri, sonradan vicdan azabı çekmemi sağlayacak kadar iyi değildi. En çok da Güray’ı aldattığım için kendimi iyi hissettim. Sonradan hepsini kapının önüne koydum zaten. Aldatmama neden olacak kadar kendilerinden soğutmasalardı. "
ccc üşüyoruz güray reyiz ccc
kjkljglkjhgo
ccc üşüyoruz güray reyiz ccc
kjkljglkjhgo
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
