oyun vakti gelir teletabilerin
the people poured their concrete floors
and built their churches and their walls
they painted pictures of their hopes and fears on them.
Cuma
Cumartesi
tek gecelik istanbuL
Pencereden bakislar..
Karanlığın çöktüğü dar yıkıntı sokakların birinde iki beden, sessizlik güneşin batışı gibi ağır ve şuursuz, sonra o martılar, Kadıköy rıhtımını hayali cennete çeviren kanatlı melekler. Denizin uçsuz bucaksız tapılası bakışları arasında karanlık sokağa belirsizce dalan silik iki benden, sağlı sollu sıralı oteller arasında en güvenilir olanı mı yoksa en ucuzu mu seçimine hakkı olmayan iki beden. Korkak bir o kadar yorgun olan iki yüz, birbirlerinin gözlerine bakabilme cesaretini bile bulamıyorlar yol nasıl ve nereye giderse öyle gitmek yalnızca.. Sıradan ve olağan bir hikayenin son satırlarında olan iki kadın, gözlerinde sokak lambalarının dahi aydınlatmaya yetmediği bir karanlık. Üşüdükleri için mi titriyorlar yoksa sade titremek adına mı belirsiz, tıpkı kim olduklarının kime ait olduklarının belirsizliği gibi. Bir tek denizin göz kırpışlarına karşılık veren bakışlar ve birinin uzun diğerinin kısa olan ıslak saçları, onlara ait ve onlardan ait olan tek iz, geceye dönüşen.. Birinin ayakkabısı yırtılır gibi oluyor, çıkarıp eline alıyor ikisini de, yalın ayak yürüyor daha çok canını yakmak istercesine. Usulca suya düşen iki genç kadın, yalın ayak, çıplak, şuursuz .. En güvensiz ve en ucuz olanın da alıyorlar soluğu, otel görevlilerinin bakışları arasında ıslak saçlarını saklamaya çalışan küçük kadın boş oda olup olmadığını soruyor. Karşısında pişkin bir sırıtış, içinden geçirdiği tüm kötü düşünceleri gözlerine yansıtan bir adam "olmaz mı" diye cevap veriyor. Islak ve karanlık sokakta yalın ayak yürümeye cesareti olan küçük kadın otelin merdivenlerinde ayakkabılarını giymiş oluyor, sırasıyla merdivenleri sayıyor içinden "geldik" sesini duyana dek. Geldikleri yer 404. oda, kapı açılıyor dilek tutarcasına bir kapı, Aralığın soğuk gecesinde bir dilek. Anahtarlara alışamayan iki beden, kapıları kitlemeyi hiç bilmeyen iki çalıntı ruh, dalıyorlar odanın aydın karanlığına kararlı-kararsız.
Dört duvarla kaplı olan bu oda sokaktan farksız, kaldırıma benziyor yataklar televizyon sokağın yalancı aynası, perdeler hayatın anlamsız olan ama zorunlu kuralı. Yatağa uzanmak kaldırımlara uzanmak kadar özgür durmuyor duvarların arasında, peteklerin üzerindeki tozlar hayatı kirletenlere karşı daha bir temiz duruyor, daha bir titreme geliyor küçük kadına. Bu illüzyon içinde büyüdüğünü hissediyor, gelişip serpiliyor sanki, göğüsleri büyoyor, geçirdiği her kanama döngüsü ona hiç iğrenç gelmiyor anda. Bir birlerinin gözlerine daha bir rahat bakıyorlar. Ellerini uzatıyor sakince fazlasıyla yavaş bu sahne. Titremeler yavaş yavaş sakinleşiyor, korkuda korkar oluyor, epeyidir hayal yoktu diyor kısa saçlı olan. Karanlığın ayrıntısında ufak bir tebessüm değiyor gözlerine uzun saçlı kadının, gözlerim açık uyuyabilsem diyor kendi kendine uzun zamandır kapalı gözlerim, alışmak istemiyorum hiç bir haline bu ..
Uzanıyor kısa saçlı kadın, gelecek mi diye düşünürken yanında mutlaka beni de getirmeli diyor alıntı bir serzenişle, gözleri Üsküdar'a yol alıyor ve yine karanlık bir sokak.. Hızla uzaklaşan bir adam, uzaklaştıkça içine sürüklenen,..günah şehrinin ışıkları altında tüm kurallarını yerle bir eden bir-adam

.. Hızlı ama emin olmayan adımlarla yaklaştı, bir kaç santimlik mesafe arasında yol boyu her halini izlemeye başlamıştı, saçlarını boynunu en çok ellerini, bedenini kavrayabileceğine pek ihtimal vermediği elleri. Geçmişten bir esinti gibi, bir yerlerde yine böylesi bir ürpertiyle karşılaşmış ama nerede nasıl kestiremiyor, tanımsız bir huzurla hiç farketmediği bir döngü içerisinde geçmişi unutuyor, ustaca. Başka bir odanın aynı duvarları arasında ellerinin geliş-gidişlerini izlemeye devam ediyor, bakışlarını yakalamaya çalışmıyor bu defa aksine parmaklarını yakalıyor izlerinde soluk alıyormuşcasına. Oyunun kurallarına göre hareket etmek için değil kuralsızlığı yaratmak için göz kapaklarını özümsüyor önce, kapandıkça açılan bir kapı gibi yol alıyor içine, en gizine..
.. tuttuğu her cisim canlanıyor gözünde, bir kadeh şarapta, yanan mumun ekseninde, ve dumanıyla sarsılan esrarlı dokunuşlar arasında öyle gidip geliyor gelip gidiyor ..

Siyah bir kombinezonla uzanıyor siyah örtülü koltuğun üzerine, olağan şeklini alıyor ancak sanki olağan dışıymış gibi şaşırtıyor, beklentilerin üzerinde bir performans olsa gerek büyülüyor genç adamı. Hayranlıkla izletiyor kendini, nasıl dokunacağını bilemeyen genç adamla ustaca oynuyor, masum bir meleği mi oynamalı yoksa şeytanı mı bilemiyor dumanın yükselişi gibi dağılıyor odaya ya da geceye .. Sıkıldığını iddia ediyor ve uzanıyor yüz üstü yatağın köşesine, o an masum melekten eser kalmıyor yüzünde. Mızıkçı edasında dokunmadan çekiyor adamı kendine, ensesindeki ıslaklığı beklerken ki bu bekleyiş alışkanlıkların en yalın yansımasıdır, ıslaklığı ayaklarında hissediyor ilkin. Gıdıklandığını sona yaklaştığını hissediyor, bedeninin değil ruhunun, hiç hissetmediği bir duygu, ruhu ilk defa ön sevişme yaşıyor.
İşte tam burada diğer tüm ayrıntılar önemsizdir, esas kısım anlam yüklemeye gerek duymadığımız ürperti, sadece bu evet garip gelebilir ama bu, gerçekten kaçmanın hiçbir anlamı yok öyle değil mi? Bu bir çiçekte olabilir bir tatlı da, neden çiçek neden tatlı değil neden o neden sen.. eğer çiçekse mutlaka papatya olmalı, sadece bir ayrıntı, özele.. Sonra derin bir uyku, huzura yol alan ve evet kesinlikle sevgi sonunu düşünmeyeceğin bir sevgi. Bu günle yaşayan ve hızla büyüyen, yarına bel bağlamayan düne hiç bakmayan.
Bir parçasını saklıyor gibi, gecenin her anında soyutlanan bir parça tıpkı önce sevişip sonra konuşmak gibi evet tam da bu, önce seviştiler sonra konuştular ..
sallanan tülün arkasında olan bitenden habersizce izliyor kendini ve geceyi. Hiç bu kadar yalnız olduğunu hissetmemişti, payına düşen ona fazlasıyla ağır geliyordu. Uzun saçlarını hızla kuruladıktan sonra sırtını yatağa vererek yere oturdu, paketteki ilk sigarayı son kalan kibritle yaktı şimdi geriye sadece on dokuzluk nefes kalmıştı. Sokağın sesi buğulu biçimde pencereden süzülüyor, ağır biçimde dudaklarının arasında sigarayla oyun oynuyor bir yandan da ayaklarını okuşuyor fakat hala üşüyordu. Aklını bir anda perdelere sürükledi, bir iki kelimeye bakıyordu seyrin alt-üst oluşu ancak o bunu yapmadı, suskunluğuyla çığlıklarına devam etti merakını yenemedi ve döküldü..
U. saçlı : Gene hangi saatin sarkacında asılı kaldın?
K. saçlı : mum, şarap ve hayali bir
U. saçlı : adam !
Kahkahaları sokaktan duyuluyor adeta, birbirlerine bakarak tekrar tekrar bir o yana bir bu yana devrilip yeniden gülüyorlar.
K. saçlı : Neden hep böyle olmak zorunda, neden hep bir yerde çakışmak zorundayız hani bilmesem tek yumurta ikiziyiz diyeceğim ama yok sen sarışınsın, bok bir sarışın. ( gülmekten son kelimeler tam anlaşılmıyor ama o anlıyor)
U. saçlı : Birincisi o bok değil ot ikincisi biz ruh ikiziyiz, çalıntı iki ruh ta diyebilirsin buna ayrıca mum ve şarap varsa bir de beyinsiz adam olmak zorunda, kural böyle hatun.
K. saçlı : Ne yani ben beyinsizlerimi düşlüyorum?
U. saçlı : Senin suçun değil, ortalık böyle tiplerle dolu ayrıca evet salaksın senin antenlerin de hep böylelerine açık oluyor!
K. saçlı : Bok karı, ne bilirsin ki sen, adam beyinsiz ama bir sor neden bir beyinsizle diye ..
U. saçlı : söyle hatun, neden?
(yatağın üzerinde doğrularak sesini yükseltiyor)
K. saçlı : Cevabı olsaydı hayali olmazdı, ben senin gibi neden sevdiğimi neden aşık olduğumu neden yattığımı neden yuttuğumu bilmiyorum ve bilmediğim için aşkın o büyüleyici gizin de takılıyorum.
U. saçlı : Bağırmayı kes, evet o yüzden sürekli zırlıyor, içiyor ve bir taraflarını kesiyorsun değil mi? Ben almayayım canım, cevaplarımla mutluyum ve başkasına verince aldatmak oluyorsa bundan da zevk alıyorum, tüm erkekler aldatılmayı hak eder. Piçin değeri diyoruz buna, kural böyle.
K. saçlı : Kurallarınızın canı cehenneme, var mısın yok musun onu söyle?
U. saçlı : Her zaman ..
Çantayı aralıyor, yıpranış küçük poşet içerisinden aspirine benzer iki hap ve esrar çıkarıyor, sarışından anlaşılıyor ilk olmadığı. Köpek öldüren (ucuz şarap ya da ağırlıklı sirke) eşliğinde önce aspirinleri (!) alıyorlar, büyük bir sorun oluşuyor sigarayı yakacak ateş yok. Çantaları pantolon ceplerini didik didik ediyorlar ama yok, gecenin fitilini çekecek olan ateş yok.
K. saçlı : Bana hiç bakma.
Söylenerek kazağını giyiyor kapıya doğru ilerlerken söylentiler yükseliyor böylece küfürler anlaşılır hale geliyor, merdivenlerden inerek resepsiyona varıyor. Girişteki bakışları unutmadığından olsa gerek her hangi bir ters durumda nasıl davranacağı noktasında kendini örgütlüyor. Baş dik, göğüs dışarıda artık hazır
- Çakmağımız yok ve saat epeyice geç, bu saatte büfe bulmak pek tekin değil acaba ödünç olarak bir çakmak ya da kibrit alabilirmiyiz. Sigara için! ( tonlamasıyla altını çiziyor )
- Ödünç ne kelime, hediyem olsun.
Elini uzatırken tereddütte, görevli ucube eline dokunmak için sabırsız ama büyük hayal kırıklığı. İki parmağının ucuyla hiç dokunmadan çakmağı aldı ve son teşekkür, isteksiz ama kural ! Hızla merdivenlere yöneliyor içinden sayısız küfürle, kapıyı açıp giriyor.
K. saçlı : Sen misin, görevliyi bekliyordum oysa.
U. saçlı : İstiyorsan çağırayım o da bunu bekliyor zaten, eminim iyi bir muameleyle karşılaşırız hatta paramızı bile geri verebilir.
K. saçlı : Sen varken üste para ister bence.
U. saçlı : Uzatma yak artık sıkıldım çok sıradanlaştık sen de beyinsizine geri dön.
K. saçlı : Hayır kalıyorum.
U. saçlı : Ne o erken mi geldi?!?!
Kahkaha bir kez daha uğruyor odaya, bu kez hiç gitmemecesine çünkü aspirin damarlarda tangoya başlamış oluyor. Yabancı bir odanın tanıdık duvarları arasında yeniden dumana boğuluyorlar, derin bir nefes ve yine ve tekrar, dibini görene dek diyorlar bu oyunda. Sızdıkları an dipte oluyorlar kendilerince, başka türlüsü tatmin etmiyordu bedenlerini, ruhlarını ve düşlerini. Yasaklı elmayı ısırıyorlardı ve ceza üstüne caza yağıyordu gök yüzünden hiç sevilmiyorlardı, şeytanla anlaşmaya oturuyorlardı adeta. Bulut diyor biri ötekine, bulutlar-güneş-karanlık ve aşk evet aşk kuytularında sızdığımız aşk. Anahtar deliğine sıkıştırdıkları o küçük hayatta mutlu mesut uçmanın tadına varıyorlar, el ele ama göz göze değil. Tüm eşyalar yerinden oynuyor, yatak raks ediyor geceye paralel, perdeler yok oluyor kapılar kilitsiz işte istedikleri yaşamdalar, hiç bir kural yok. Beyinsiz adamlar da yok,
iki kalpsiz iki çıplak çalıntı ruh, saflık ve temizlik dediklerine inat daha bir kirli daha bir karmaşık.
Karanlığın çöktüğü dar yıkıntı sokakların birinde iki beden, sessizlik güneşin batışı gibi ağır ve şuursuz, sonra o martılar, Kadıköy rıhtımını hayali cennete çeviren kanatlı melekler. Denizin uçsuz bucaksız tapılası bakışları arasında karanlık sokağa belirsizce dalan silik iki benden, sağlı sollu sıralı oteller arasında en güvenilir olanı mı yoksa en ucuzu mu seçimine hakkı olmayan iki beden. Korkak bir o kadar yorgun olan iki yüz, birbirlerinin gözlerine bakabilme cesaretini bile bulamıyorlar yol nasıl ve nereye giderse öyle gitmek yalnızca.. Sıradan ve olağan bir hikayenin son satırlarında olan iki kadın, gözlerinde sokak lambalarının dahi aydınlatmaya yetmediği bir karanlık. Üşüdükleri için mi titriyorlar yoksa sade titremek adına mı belirsiz, tıpkı kim olduklarının kime ait olduklarının belirsizliği gibi. Bir tek denizin göz kırpışlarına karşılık veren bakışlar ve birinin uzun diğerinin kısa olan ıslak saçları, onlara ait ve onlardan ait olan tek iz, geceye dönüşen.. Birinin ayakkabısı yırtılır gibi oluyor, çıkarıp eline alıyor ikisini de, yalın ayak yürüyor daha çok canını yakmak istercesine. Usulca suya düşen iki genç kadın, yalın ayak, çıplak, şuursuz .. En güvensiz ve en ucuz olanın da alıyorlar soluğu, otel görevlilerinin bakışları arasında ıslak saçlarını saklamaya çalışan küçük kadın boş oda olup olmadığını soruyor. Karşısında pişkin bir sırıtış, içinden geçirdiği tüm kötü düşünceleri gözlerine yansıtan bir adam "olmaz mı" diye cevap veriyor. Islak ve karanlık sokakta yalın ayak yürümeye cesareti olan küçük kadın otelin merdivenlerinde ayakkabılarını giymiş oluyor, sırasıyla merdivenleri sayıyor içinden "geldik" sesini duyana dek. Geldikleri yer 404. oda, kapı açılıyor dilek tutarcasına bir kapı, Aralığın soğuk gecesinde bir dilek. Anahtarlara alışamayan iki beden, kapıları kitlemeyi hiç bilmeyen iki çalıntı ruh, dalıyorlar odanın aydın karanlığına kararlı-kararsız.
Dört duvarla kaplı olan bu oda sokaktan farksız, kaldırıma benziyor yataklar televizyon sokağın yalancı aynası, perdeler hayatın anlamsız olan ama zorunlu kuralı. Yatağa uzanmak kaldırımlara uzanmak kadar özgür durmuyor duvarların arasında, peteklerin üzerindeki tozlar hayatı kirletenlere karşı daha bir temiz duruyor, daha bir titreme geliyor küçük kadına. Bu illüzyon içinde büyüdüğünü hissediyor, gelişip serpiliyor sanki, göğüsleri büyoyor, geçirdiği her kanama döngüsü ona hiç iğrenç gelmiyor anda. Bir birlerinin gözlerine daha bir rahat bakıyorlar. Ellerini uzatıyor sakince fazlasıyla yavaş bu sahne. Titremeler yavaş yavaş sakinleşiyor, korkuda korkar oluyor, epeyidir hayal yoktu diyor kısa saçlı olan. Karanlığın ayrıntısında ufak bir tebessüm değiyor gözlerine uzun saçlı kadının, gözlerim açık uyuyabilsem diyor kendi kendine uzun zamandır kapalı gözlerim, alışmak istemiyorum hiç bir haline bu ..
Uzanıyor kısa saçlı kadın, gelecek mi diye düşünürken yanında mutlaka beni de getirmeli diyor alıntı bir serzenişle, gözleri Üsküdar'a yol alıyor ve yine karanlık bir sokak.. Hızla uzaklaşan bir adam, uzaklaştıkça içine sürüklenen,..günah şehrinin ışıkları altında tüm kurallarını yerle bir eden bir-adam

.. Hızlı ama emin olmayan adımlarla yaklaştı, bir kaç santimlik mesafe arasında yol boyu her halini izlemeye başlamıştı, saçlarını boynunu en çok ellerini, bedenini kavrayabileceğine pek ihtimal vermediği elleri. Geçmişten bir esinti gibi, bir yerlerde yine böylesi bir ürpertiyle karşılaşmış ama nerede nasıl kestiremiyor, tanımsız bir huzurla hiç farketmediği bir döngü içerisinde geçmişi unutuyor, ustaca. Başka bir odanın aynı duvarları arasında ellerinin geliş-gidişlerini izlemeye devam ediyor, bakışlarını yakalamaya çalışmıyor bu defa aksine parmaklarını yakalıyor izlerinde soluk alıyormuşcasına. Oyunun kurallarına göre hareket etmek için değil kuralsızlığı yaratmak için göz kapaklarını özümsüyor önce, kapandıkça açılan bir kapı gibi yol alıyor içine, en gizine..
.. tuttuğu her cisim canlanıyor gözünde, bir kadeh şarapta, yanan mumun ekseninde, ve dumanıyla sarsılan esrarlı dokunuşlar arasında öyle gidip geliyor gelip gidiyor ..

Siyah bir kombinezonla uzanıyor siyah örtülü koltuğun üzerine, olağan şeklini alıyor ancak sanki olağan dışıymış gibi şaşırtıyor, beklentilerin üzerinde bir performans olsa gerek büyülüyor genç adamı. Hayranlıkla izletiyor kendini, nasıl dokunacağını bilemeyen genç adamla ustaca oynuyor, masum bir meleği mi oynamalı yoksa şeytanı mı bilemiyor dumanın yükselişi gibi dağılıyor odaya ya da geceye .. Sıkıldığını iddia ediyor ve uzanıyor yüz üstü yatağın köşesine, o an masum melekten eser kalmıyor yüzünde. Mızıkçı edasında dokunmadan çekiyor adamı kendine, ensesindeki ıslaklığı beklerken ki bu bekleyiş alışkanlıkların en yalın yansımasıdır, ıslaklığı ayaklarında hissediyor ilkin. Gıdıklandığını sona yaklaştığını hissediyor, bedeninin değil ruhunun, hiç hissetmediği bir duygu, ruhu ilk defa ön sevişme yaşıyor.
İşte tam burada diğer tüm ayrıntılar önemsizdir, esas kısım anlam yüklemeye gerek duymadığımız ürperti, sadece bu evet garip gelebilir ama bu, gerçekten kaçmanın hiçbir anlamı yok öyle değil mi? Bu bir çiçekte olabilir bir tatlı da, neden çiçek neden tatlı değil neden o neden sen.. eğer çiçekse mutlaka papatya olmalı, sadece bir ayrıntı, özele.. Sonra derin bir uyku, huzura yol alan ve evet kesinlikle sevgi sonunu düşünmeyeceğin bir sevgi. Bu günle yaşayan ve hızla büyüyen, yarına bel bağlamayan düne hiç bakmayan.
Bir parçasını saklıyor gibi, gecenin her anında soyutlanan bir parça tıpkı önce sevişip sonra konuşmak gibi evet tam da bu, önce seviştiler sonra konuştular ..
sallanan tülün arkasında olan bitenden habersizce izliyor kendini ve geceyi. Hiç bu kadar yalnız olduğunu hissetmemişti, payına düşen ona fazlasıyla ağır geliyordu. Uzun saçlarını hızla kuruladıktan sonra sırtını yatağa vererek yere oturdu, paketteki ilk sigarayı son kalan kibritle yaktı şimdi geriye sadece on dokuzluk nefes kalmıştı. Sokağın sesi buğulu biçimde pencereden süzülüyor, ağır biçimde dudaklarının arasında sigarayla oyun oynuyor bir yandan da ayaklarını okuşuyor fakat hala üşüyordu. Aklını bir anda perdelere sürükledi, bir iki kelimeye bakıyordu seyrin alt-üst oluşu ancak o bunu yapmadı, suskunluğuyla çığlıklarına devam etti merakını yenemedi ve döküldü..
U. saçlı : Gene hangi saatin sarkacında asılı kaldın?
K. saçlı : mum, şarap ve hayali bir
U. saçlı : adam !
Kahkahaları sokaktan duyuluyor adeta, birbirlerine bakarak tekrar tekrar bir o yana bir bu yana devrilip yeniden gülüyorlar.
K. saçlı : Neden hep böyle olmak zorunda, neden hep bir yerde çakışmak zorundayız hani bilmesem tek yumurta ikiziyiz diyeceğim ama yok sen sarışınsın, bok bir sarışın. ( gülmekten son kelimeler tam anlaşılmıyor ama o anlıyor)
U. saçlı : Birincisi o bok değil ot ikincisi biz ruh ikiziyiz, çalıntı iki ruh ta diyebilirsin buna ayrıca mum ve şarap varsa bir de beyinsiz adam olmak zorunda, kural böyle hatun.
K. saçlı : Ne yani ben beyinsizlerimi düşlüyorum?
U. saçlı : Senin suçun değil, ortalık böyle tiplerle dolu ayrıca evet salaksın senin antenlerin de hep böylelerine açık oluyor!
K. saçlı : Bok karı, ne bilirsin ki sen, adam beyinsiz ama bir sor neden bir beyinsizle diye ..
U. saçlı : söyle hatun, neden?
(yatağın üzerinde doğrularak sesini yükseltiyor)
K. saçlı : Cevabı olsaydı hayali olmazdı, ben senin gibi neden sevdiğimi neden aşık olduğumu neden yattığımı neden yuttuğumu bilmiyorum ve bilmediğim için aşkın o büyüleyici gizin de takılıyorum.
U. saçlı : Bağırmayı kes, evet o yüzden sürekli zırlıyor, içiyor ve bir taraflarını kesiyorsun değil mi? Ben almayayım canım, cevaplarımla mutluyum ve başkasına verince aldatmak oluyorsa bundan da zevk alıyorum, tüm erkekler aldatılmayı hak eder. Piçin değeri diyoruz buna, kural böyle.
K. saçlı : Kurallarınızın canı cehenneme, var mısın yok musun onu söyle?
U. saçlı : Her zaman ..
Çantayı aralıyor, yıpranış küçük poşet içerisinden aspirine benzer iki hap ve esrar çıkarıyor, sarışından anlaşılıyor ilk olmadığı. Köpek öldüren (ucuz şarap ya da ağırlıklı sirke) eşliğinde önce aspirinleri (!) alıyorlar, büyük bir sorun oluşuyor sigarayı yakacak ateş yok. Çantaları pantolon ceplerini didik didik ediyorlar ama yok, gecenin fitilini çekecek olan ateş yok.
K. saçlı : Bana hiç bakma.
Söylenerek kazağını giyiyor kapıya doğru ilerlerken söylentiler yükseliyor böylece küfürler anlaşılır hale geliyor, merdivenlerden inerek resepsiyona varıyor. Girişteki bakışları unutmadığından olsa gerek her hangi bir ters durumda nasıl davranacağı noktasında kendini örgütlüyor. Baş dik, göğüs dışarıda artık hazır
- Çakmağımız yok ve saat epeyice geç, bu saatte büfe bulmak pek tekin değil acaba ödünç olarak bir çakmak ya da kibrit alabilirmiyiz. Sigara için! ( tonlamasıyla altını çiziyor )
- Ödünç ne kelime, hediyem olsun.
Elini uzatırken tereddütte, görevli ucube eline dokunmak için sabırsız ama büyük hayal kırıklığı. İki parmağının ucuyla hiç dokunmadan çakmağı aldı ve son teşekkür, isteksiz ama kural ! Hızla merdivenlere yöneliyor içinden sayısız küfürle, kapıyı açıp giriyor.
K. saçlı : Sen misin, görevliyi bekliyordum oysa.
U. saçlı : İstiyorsan çağırayım o da bunu bekliyor zaten, eminim iyi bir muameleyle karşılaşırız hatta paramızı bile geri verebilir.
K. saçlı : Sen varken üste para ister bence.
U. saçlı : Uzatma yak artık sıkıldım çok sıradanlaştık sen de beyinsizine geri dön.
K. saçlı : Hayır kalıyorum.
U. saçlı : Ne o erken mi geldi?!?!
Kahkaha bir kez daha uğruyor odaya, bu kez hiç gitmemecesine çünkü aspirin damarlarda tangoya başlamış oluyor. Yabancı bir odanın tanıdık duvarları arasında yeniden dumana boğuluyorlar, derin bir nefes ve yine ve tekrar, dibini görene dek diyorlar bu oyunda. Sızdıkları an dipte oluyorlar kendilerince, başka türlüsü tatmin etmiyordu bedenlerini, ruhlarını ve düşlerini. Yasaklı elmayı ısırıyorlardı ve ceza üstüne caza yağıyordu gök yüzünden hiç sevilmiyorlardı, şeytanla anlaşmaya oturuyorlardı adeta. Bulut diyor biri ötekine, bulutlar-güneş-karanlık ve aşk evet aşk kuytularında sızdığımız aşk. Anahtar deliğine sıkıştırdıkları o küçük hayatta mutlu mesut uçmanın tadına varıyorlar, el ele ama göz göze değil. Tüm eşyalar yerinden oynuyor, yatak raks ediyor geceye paralel, perdeler yok oluyor kapılar kilitsiz işte istedikleri yaşamdalar, hiç bir kural yok. Beyinsiz adamlar da yok,
iki kalpsiz iki çıplak çalıntı ruh, saflık ve temizlik dediklerine inat daha bir kirli daha bir karmaşık.
Çarşamba
kadınlık
Yıkımı yaşayanlar ortak paydada, isimlerimiz ve simalarımız değişken gelebilir ancak hepimizin aynı kasık ağrıları mevcut. Hepimiz kadınız, ihanetleri içinde sürüklenen ve boğulan kadınlar. Yaşamı belirsizliklerle dolu olan, yarının getireceklerinden umudunu kesmiş olan kadınlar. Kendi bedenlerini sevebilme özgürlüğüne sahip olamayan, şekillenişlerini erkeklerin(in) ellerine bırakan kadınlar. Bu dalganın tam tepesinde olup utançlarından arınmaya çalışan kadınlar, cesur ve cüretkârca isteklerini ve yaşamlarını apaçık ortaya döken kadınlar. Dışlanan, en ilerici aydınların bile birlikte olmaya korktuğu kadınlar. “İster bir kadınla sevişeyim ister bir erkekle cinselliğim benim cinselliğimdir” demeye cesareti olmayan kadınlar. Fark ettin değil mi? Sende bir vakitler orgazm taklidi yapanlardansın! Canın sevişmek istemediğinde kendini suçlu hissediyor musun? Zorla sahip olunma tanımıyla yüz yüze olduğumuz hayatımızda kaçımız isteyerek sahip olunmanın karşısında durmuştur? Dahası kaçımız isteklerine arzularına yön verebilmiştir? Birlikte yatıp-kalkmak, gezip tozmak ama üzerine konuşmamak… Herhangi bir paylaşım içine girmemek ve genelde işine geldiğinde yanına uğramak ve en önemlisi hiçbir söz vermemek … Günümüzde buna kuralsız oyun ve özgür ilişki denmekte. Günün birinde taraflardan biri “neden” sorusunu yönelttiğinde ki bu genelde kadın olur, erkeğin kıvırması ve bir ad koymama isteği. Evet, ilişkilerde bağımlılık hatta en uç noktası evlilik kuşkusuz sistemin dayattığı toplumsal bir zihniyettir. Tabiri caizse evli çiftlerimiz için dört ayaklı hantal bir hayvan benzetmesi yerinde olacaktır. Genelde evliliğin reddinde olan taraf erkekler, fakat huzur bulduğunu iddia ettiği özgürlükçü ilişkisini bırakıp; temiz aile kızlarıyla nikâhlanan yine erkekler! Yani ilericiliğin bir getirisi, gerçeğin bilincinde olup kaldıramayan özgürlükçü erkekler. Bazen edilgenliğiyle gurur duyan kadınlara imreniyorum, kıskanılmak, kısıtlanmak, aşağılanmak çoğu için aşkın belirtileridir. Oysa sadece yatak çarşaflarını değiştirmekten öteye gidemez eylemleri, başka kadınların varlığından rahatsız olan ve histeri krizleriyle gelenekçi yanlarını kemikleştiren kadınlar. Geçenlerde böyle biriyle sohbet imkânı yakaladım. Şimdi diyeceksiniz ki böyle kadın çok bu fırsat mı? Evet, fırsat çünkü böylesi kadınları konuşturabilmek neredeyse imkânsızdır. Nitekim bu konuşmanın da pek rahat geçtiği söylenemez. Kadının içinde bulunduğu durumu anlatışı, hatanın tamamını | ||||
Peki, siz; Erkek misiniz yoksa insan mı? Kadın mısınız yoksa köle mi? |
Cuma
algıda sıçıcılık
Dünya Şili lilili madencilerin kahramanca kurtarılışına seyirci kalmadı
Çin 33 pandaya madencilerin isimlerini vererek 'ölümsüz'lüklerini açıkladı. ( pandaların 21. yy sonlarına doğru neslinin tükenmesinden korkuluyor)
Türkiye bu duruma kayıtsız kalamayarak madencilerin 3 aylık domates ihtiyacını karşılayacağını açıkladı bunun tam üstüne Türkiyeli madenciler genel grev kararı aldı.
(asgari ücretin 544 tl olduğu Türkiye de kilosu 4.5 * 6.5 tl arası gidip gelen domates Türkiyeli tüketicinin sofralarının vazgeçilmez ürünü)
Çin 33 pandaya madencilerin isimlerini vererek 'ölümsüz'lüklerini açıkladı. ( pandaların 21. yy sonlarına doğru neslinin tükenmesinden korkuluyor)
Türkiye bu duruma kayıtsız kalamayarak madencilerin 3 aylık domates ihtiyacını karşılayacağını açıkladı bunun tam üstüne Türkiyeli madenciler genel grev kararı aldı.
(asgari ücretin 544 tl olduğu Türkiye de kilosu 4.5 * 6.5 tl arası gidip gelen domates Türkiyeli tüketicinin sofralarının vazgeçilmez ürünü)
Cumartesi
gerçek
Gün içerisinde teyzemin aramalarına alıştım ancak en sevdiğim teyzoşa sürekli yalan söylemeye alışamadım. Bir türlü gerçek kızını gösteremedim ona, misafirliğe gelen komşu kızlarından nefret ettiğimi bilemezdi, evlilik hayallerinin sokağıma hiç uğramadığını bütün sevgililerimi aldattığımı, sammyle şirin bir yuva kurup çağalar yapmak yerine yalnızca sıradan herkes gibi bir sevgi biriktirdiğimi ve araya bir çocuk sokacak kadar ona doymadığımı.. daha neler neler. Hangi birini kabul ettirebilirdim ki, o güzel gözlerinde görmek istediği küçük kırmızı papuçlu kara kuru kızı gördü. Onunla oturup sarma yapan kızın aslında bir kadın olduğunu söyleyebilmek için neler vermezdim, gerçek olduğum gerçeği bu kadar mı ürkütücü? İlginç, oysa biz muhtaç, savunmasız kırılgan olanız öyle ya biz kadınız, birbirimizi bile anlayamayan kadınlar. Örneğin teyzem son derece sevecendir, anlayışlıdır, canım ne zaman sıkılsa sesinde bulurum huzuru ama hiçbir zaman kopamamıştır anneannem gerçeğinden, o da beni düşündüğünden zaman zaman biraz ben olur, aynı dilden konuşuruz, belki de yaşayamadığı gerçeğini ben de bulduğundan ya da kim bilir.. Hepimiz bizden öncesinin izlerini taşırız, kökleri çok derene inen çözümlemesi asla kolay olmayacak olan..
canım teyzem;
hatırlar mısın evlendiğin gün dünyada en nefret ettiğim erkek eniştemdi, seni benden kopardığı için ve seni artık zaman zaman görebileceğim için hepinize küsmüştüm. Korkmuştum birnevi, geceleri havai fişek sandığım silah sesleri duyulduğunda kaçacak kimsem olmayacaktı, seni daha gitmeden özlemiştim. Sonra yavaş yavaş, nefret edecek çok erkek olduğuna alışarak büyüdüm. Sen uzaktaydın, sana gelebilmek için evden kaçmayı bile göze aldım.. her ne kadar fazla uzağa gidemesem de annem sesimi ilk o gün duymuştu. Çok karmaşık bir ailem vardı, annem sana hiç benzemiyordu onun yüzünde gülüşün yoktu, biliyordum anne gibi değildi, o sevgi yoktu ama içten içe acıyordu bana. İstemediği birini hatırlatıyordum ona, babamı..
Babam mükemmeldi, ne kadar kötü bir eş ve baba olursa olsun muhteşemdi. Her kızın babasına olan tutkusundan da ötesindeydi, bende nefreti ve aşkı doğuran ilk erkekti. Onlar da asla gerçeği görmedi, belki sana söyleyemediğim bir çok şeye şahit oldular ama yinede çok uzaktaydılar.
canım, seni hiç anne gibi abla, arkadaş gibi görmedim.. sen hep teyzemdin, teyzelik sana çok yakışıyor.. asla yerini, seni değiştirmeye çalışmadım, işte bu yüzden yalan söyledim. Benimle birlikte sırf benim için bana dönüş istemedim. Herşeyin sahte olduğu bir dünyada yalnızca senin gerçeğin olmak istedim..
içimin gülen yüzü, teyzem..
Çarşamba
ha heyli hayır
Uzun zaman oldu ülkemin çok muhterem(!) siyasetçilerini kaleme doğrusu klavyeme almayalı, bir nevi suskunluk diyebileceğim durumu bozan mide bulandırıcı haliyle referandum süreci. Şimdi diyeceksiniz dün daha mı iyiydi durum?! elbette hayır ancak bu günü dünden ayıran önemli bir nokta var. Dün demokrasi çığlıkları sokaktan duyulurken bu gün ne hikmetse meclisin dibinden yükselmekte üstelik yine mağdur rolü bizde. 12 eylül'de fişlendik, işkenceye mağruz kaldık, gözaltılarda keybedildik, çocuk yaşta asıldık .. daha da uzatılabilir bu liste, acımızın boyutu tahminin de ötesinde. Evet bu gün bunları başbakan kürsüde ağlayarak dile getiriyor. Öyle ya dün cumartesi anneleri he hafta taksim de dayak yerken bunlardan söz etmek mümkün değildi. Evet' dün 12 Eylülü bu kadar rahat konuşamıyorduk, bırakın Kürtçe kanalı Kürt diyemez haldeydik ..
Ancak atladığımız o kadar çok nokta var ki,
yıl 2004 Uğur Kaymaz 12 yaşında
terörist iddiasıyla evinin önünde kurşun yağmuruna tutuldu. 12 yaşındaki bir çocuğu ve babasını öldüren polislere iki ile altı yıl arası, oğlu ve kocası öldürülen kadın için 15 yıl istendi. Polisler aklandı göreve iade edilip can güvenlikleri için başka bölgelere atandılar.
yıl 2002 Hacettepe Üniversitesi
Anadilde eğitim istemiyle topladıkları dilekçe sonucu 27 öğrenci hakkında 'yasa dışı örgüte üye olmak ve yardık yataklık etmek' iddiasıyla dava açıldı. 4 öğrenci 6 yıl 3er ay hapis cezasına çarptırıldı.
yıl 2006 Diyarbakır olayları tutuklu çocuk sayısı 91 dördü çocuk toplam 10 ölü
Enes Atay 6 yaşında
İsmail Erkek 8 yaşında
Abdullah Duran 10 yaşında
Mehmet Işıkçı 16 yaşında ölüm sebebi 'kafa , göğüs ve batın travmasına bağlı kafa tası kırığı, beyin kanaması , sağ akciğer ve karaciğer rüptüründen gelişen iç kanama.. dövülerek
Şimdi soruyorum, bu ve benzeri olaylar gerçekleşirken iktidar ve muhalefet partileri neredeydi?
Toplu sözleşme hakkı diyen Başbakan, Muammer Güler 1 Mayıs alanlarında işçinin memurun öğrencinin anasını ağlatırken neredeydiniz? Siz daha kendi döneminizin pisliklerini temizleyemezken sizden öncekileri temizlemeyi nasıl vaad ediyorsunuz?
İktidarın da muhalefetin de demokrasisi yalnızca kendilerine, bu süreçte enayi yerine koyulmakla kalmadık bizzat damgalandıkta. Referandum çalışmaları sürdürenlerin gözümüze soka soka değerlerimizi ezmelerini izledik. Erdal Eren'le Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanyana gördük, Hayır diyenleri Abdullah Öcalanla aynı sayfalarda gördük, böylece 'hayır' dememek için bir sebep daha olacaktı. Tüm bunların üstüne nasıl olsa böyle olacak, demokrasiyi istemiyor musunuz diyerek yüzümüze bakılıyor olması midemi bulandırıyor. ve herşeye hayır dedirtiyor, iktidara muhalefete demokrasisine cuntasına gelmişine geçmişine hayır!
Ancak atladığımız o kadar çok nokta var ki,
yıl 2004 Uğur Kaymaz 12 yaşında
terörist iddiasıyla evinin önünde kurşun yağmuruna tutuldu. 12 yaşındaki bir çocuğu ve babasını öldüren polislere iki ile altı yıl arası, oğlu ve kocası öldürülen kadın için 15 yıl istendi. Polisler aklandı göreve iade edilip can güvenlikleri için başka bölgelere atandılar.
yıl 2002 Hacettepe Üniversitesi
Anadilde eğitim istemiyle topladıkları dilekçe sonucu 27 öğrenci hakkında 'yasa dışı örgüte üye olmak ve yardık yataklık etmek' iddiasıyla dava açıldı. 4 öğrenci 6 yıl 3er ay hapis cezasına çarptırıldı.
yıl 2006 Diyarbakır olayları tutuklu çocuk sayısı 91 dördü çocuk toplam 10 ölü
Enes Atay 6 yaşında
İsmail Erkek 8 yaşında
Abdullah Duran 10 yaşında
Mehmet Işıkçı 16 yaşında ölüm sebebi 'kafa , göğüs ve batın travmasına bağlı kafa tası kırığı, beyin kanaması , sağ akciğer ve karaciğer rüptüründen gelişen iç kanama.. dövülerek
Şimdi soruyorum, bu ve benzeri olaylar gerçekleşirken iktidar ve muhalefet partileri neredeydi?
Toplu sözleşme hakkı diyen Başbakan, Muammer Güler 1 Mayıs alanlarında işçinin memurun öğrencinin anasını ağlatırken neredeydiniz? Siz daha kendi döneminizin pisliklerini temizleyemezken sizden öncekileri temizlemeyi nasıl vaad ediyorsunuz?
İktidarın da muhalefetin de demokrasisi yalnızca kendilerine, bu süreçte enayi yerine koyulmakla kalmadık bizzat damgalandıkta. Referandum çalışmaları sürdürenlerin gözümüze soka soka değerlerimizi ezmelerini izledik. Erdal Eren'le Muhsin Yazıcıoğlu'nu yanyana gördük, Hayır diyenleri Abdullah Öcalanla aynı sayfalarda gördük, böylece 'hayır' dememek için bir sebep daha olacaktı. Tüm bunların üstüne nasıl olsa böyle olacak, demokrasiyi istemiyor musunuz diyerek yüzümüze bakılıyor olması midemi bulandırıyor. ve herşeye hayır dedirtiyor, iktidara muhalefete demokrasisine cuntasına gelmişine geçmişine hayır!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
