Cuma

05-03-08

Bende çok isterdim “her şey bir yaz gecesi başladı” diyerek anlatmayı ama maalesef hayat herkese aynı cepheden yaklaşmıyor. Onunki güzel bir yaz gecesinde benimkiyse soğuk bir kış gecesinde başlamıştı, ‘sade güzel olan kelimeler’ de değildi aslında sade güzel olan cinselliksizlikti. Alelacele terk etmek durumunda kaldığımız o kafeden çıkışımızı hatırlıyorum da, bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur sevişmek farzmış gibi fütursuzca çevre bakışları görmeyerek yağmurun dibini görmek amacıyla. En çok buydu hoşuna giden ya da tam olarak hatırlayamıyorum, soluksuz bir yolculuk anıdır o ve genelde tek başına. En sevdiğin anın karesini yakalayabilmek ve aynı tadı kondurabilmek damağına, kendime dair ne varsa vazgeçmişimdir o vakit, her şey sana her adım sana, her bakış,herhangi bir dokunuş. Oysa bu zamanlarda her hangi birine aşık olmak gibi bir hedef amaç biçmemiştim, mümkün olduğunca kendimi uzak tuttuğum bu girdabın tam ortasında bulmak, bedenimi ve bilincimi, şakağımda patlamaya hazır bir mermi gibi, hep tedirgin. Bir çok kadına kulak verdim bu zaman zarfında, hepsinin bir noktada ortaklaşan acıları mevcuttu farkımızın kendi içindeki çözümlenişini daha iyi anladım. “Yaşamın gerçekte ne olduğunu görmek korku veriyor, her şeyi değiştirmek istediğinde nelerin olacağını düşünmek daha da fazla korku veriyor” bu endişe bugünden çok uzun zaman öncesinde, çıkmaz sokağın köşesinde şirin bir evde yaşayan bir kadına aitti. Yaşamın korkutucu gerçeği dudaklarının kenarlarında çizgiler halinde gösteriyordu kendini, saçlarının her hareketi çırpınışlarını anlatmak ister gibiydi, dinlerken sadece gözlerine bakmak yetmez bir insanın, bir dudak bükülmesi bir el hareketi her şeye şahitmişçesine anlatabilirdi malumumuzu. Oyunu bozuyor her hareket, şayet bu bir oyunsa kuralsız olmalı diyorum beyaz bir koltukta, sınırları içerisinde dokunmak hepimize ihanettir, bir kıta seçmek istiyorum ve mümkün olduğunca her köşesinde asaletinle sevişmek ya da düzüşmek fark etmez, yeter ki sürtünsün bir şeyler kızarmadan. Utançlarından arınan bir kadına dokunmak en ilericisini bile korkuturken gerinin biraz ötesindeki asaletini ne hale sokacaktır kim bilir. Bir sokak kahvesinin önünde durup, zamanı bölmek için ve ne varsa paylaşmak için kaç defa paraladım kendimi bilemiyorum, sokağın nabzını ölçmek adına bir aşağı bir yukarı kaç defa yol aldım onu da bilemiyorum. Üzerimize hesapsız giydirilenler arasında bir kadının en güvensiz olduğu dönem kuşkusuz regl dönemidir, , bu önemsemenin bir kıstası değildir belki ama insan olduğunun bilincinde olup olmadığının kıstasıdır kuşkusuz. Beyaz koltuktayım yine, ve bacaklarımdaki kandan ne derece bulantı yaşayacaksın diyerek kendime eziyet ediyorum. Bu inkar sade sana değil hepimize olacaktır çünkü, utanılacak bir dönemdir her kadın için ve mümkünse en sakin biçimde atlatmayı hedefler her edilgen. Tüm başlangıçların aynılaştığı bu çağ saçmalığında, en sevdiğim kitap mı önemli olan ayrıntı yoksa bacaklarımdaki lekeler mi? Tercihi ne hikmetse hep karşıdaki yapmaktadır, bu tarafın böyle bir lüksü yoktur, bana ait olanlara sen sana ait olanlara hepimiz.. Evet hepimiz, seninde böyle bir lüksün yok ne mutlu ki, elde olmayan nedenlerden ötürü bütününü parçalayarak azar azar dağıtmaktasın. Kalmasın diye bir diğerinde ötekinin ahı, sen hep düşünceli ve tabiri caizse hayır kurumu. Aslında hepsi birbirine benzeyen erkekler, birkaç ana başlıkta toplayabileceğimiz ve daha fazlasını isteyebilecek durumumuzun olmadığı erkekler. Kaçıyla farklılaşmışımdır ya da kaçıyla ötekileşmenin acizliğini yaşamışımdır anlatamam. İsimlerini bile hatırlayamadıklarım, bir özür borçlu muyum sizlere acaba, simasını unuttuğum aşk adamları, bu kadını hatırlayanınız var mı acaba? Yine gelip geçecek olan bir girdap burası, siması unutulur mu bilinmez ama gelecek olmadığı resmidir. Bir zaman almaz böylesi anlar insanlarda, ya anında olur yada hiç. Cesur ve cüretkar gelebilirim, aslında görünenden daha derinlerde heybetli bir korkağı anlatmaktayım..

0 posta: