Cumartesi

tek gecelik istanbuL

Pencereden bakislar..



Karanlığın çöktüğü dar yıkıntı sokakların birinde iki beden, sessizlik güneşin batışı gibi ağır ve şuursuz, sonra o martılar, Kadıköy rıhtımını hayali cennete çeviren kanatlı melekler. Denizin uçsuz bucaksız tapılası bakışları arasında karanlık sokağa belirsizce dalan silik iki benden, sağlı sollu sıralı oteller arasında en güvenilir olanı mı yoksa en ucuzu mu seçimine hakkı olmayan iki beden. Korkak bir o kadar yorgun olan iki yüz, birbirlerinin gözlerine bakabilme cesaretini bile bulamıyorlar yol nasıl ve nereye giderse öyle gitmek yalnızca.. Sıradan ve olağan bir hikayenin son satırlarında olan iki kadın, gözlerinde sokak lambalarının dahi aydınlatmaya yetmediği bir karanlık. Üşüdükleri için mi titriyorlar yoksa sade titremek adına mı belirsiz, tıpkı kim olduklarının kime ait olduklarının belirsizliği gibi. Bir tek denizin göz kırpışlarına karşılık veren bakışlar ve birinin uzun diğerinin kısa olan ıslak saçları, onlara ait ve onlardan ait olan tek iz, geceye dönüşen.. Birinin ayakkabısı yırtılır gibi oluyor, çıkarıp eline alıyor ikisini de, yalın ayak yürüyor daha çok canını yakmak istercesine. Usulca suya düşen iki genç kadın, yalın ayak, çıplak, şuursuz .. En güvensiz ve en ucuz olanın da alıyorlar soluğu, otel görevlilerinin bakışları arasında ıslak saçlarını saklamaya çalışan küçük kadın boş oda olup olmadığını soruyor. Karşısında pişkin bir sırıtış, içinden geçirdiği tüm kötü düşünceleri gözlerine yansıtan bir adam "olmaz mı" diye cevap veriyor. Islak ve karanlık sokakta yalın ayak yürümeye cesareti olan küçük kadın otelin merdivenlerinde ayakkabılarını giymiş oluyor, sırasıyla merdivenleri sayıyor içinden "geldik" sesini duyana dek. Geldikleri yer 404. oda, kapı açılıyor dilek tutarcasına bir kapı, Aralığın soğuk gecesinde bir dilek. Anahtarlara alışamayan iki beden, kapıları kitlemeyi hiç bilmeyen iki çalıntı ruh, dalıyorlar odanın aydın karanlığına kararlı-kararsız.

Dört duvarla kaplı olan bu oda sokaktan farksız, kaldırıma benziyor yataklar televizyon sokağın yalancı aynası, perdeler hayatın anlamsız olan ama zorunlu kuralı. Yatağa uzanmak kaldırımlara uzanmak kadar özgür durmuyor duvarların arasında, peteklerin üzerindeki tozlar hayatı kirletenlere karşı daha bir temiz duruyor, daha bir titreme geliyor küçük kadına. Bu illüzyon içinde büyüdüğünü hissediyor, gelişip serpiliyor sanki, göğüsleri büyoyor, geçirdiği her kanama döngüsü ona hiç iğrenç gelmiyor anda. Bir birlerinin gözlerine daha bir rahat bakıyorlar. Ellerini uzatıyor sakince fazlasıyla yavaş bu sahne. Titremeler yavaş yavaş sakinleşiyor, korkuda korkar oluyor, epeyidir hayal yoktu diyor kısa saçlı olan. Karanlığın ayrıntısında ufak bir tebessüm değiyor gözlerine uzun saçlı kadının, gözlerim açık uyuyabilsem diyor kendi kendine uzun zamandır kapalı gözlerim, alışmak istemiyorum hiç bir haline bu ..

Uzanıyor kısa saçlı kadın, gelecek mi diye düşünürken yanında mutlaka beni de getirmeli diyor alıntı bir serzenişle, gözleri Üsküdar'a yol alıyor ve yine karanlık bir sokak.. Hızla uzaklaşan bir adam, uzaklaştıkça içine sürüklenen,..günah şehrinin ışıkları altında tüm kurallarını yerle bir eden bir-adam 


.. Hızlı ama emin olmayan adımlarla yaklaştı, bir kaç santimlik mesafe arasında yol boyu her halini izlemeye başlamıştı, saçlarını boynunu en çok ellerini, bedenini kavrayabileceğine pek ihtimal vermediği elleri. Geçmişten bir esinti gibi, bir yerlerde yine böylesi bir ürpertiyle karşılaşmış ama nerede nasıl kestiremiyor, tanımsız bir huzurla hiç farketmediği bir döngü içerisinde geçmişi unutuyor, ustaca. Başka bir odanın aynı duvarları arasında ellerinin geliş-gidişlerini izlemeye devam ediyor, bakışlarını yakalamaya çalışmıyor bu defa aksine parmaklarını yakalıyor izlerinde soluk alıyormuşcasına. Oyunun kurallarına göre hareket etmek için değil kuralsızlığı yaratmak için göz kapaklarını özümsüyor önce, kapandıkça açılan bir kapı gibi yol alıyor içine, en gizine.. 
.. tuttuğu her cisim canlanıyor gözünde, bir kadeh şarapta, yanan mumun ekseninde, ve dumanıyla sarsılan esrarlı dokunuşlar arasında öyle gidip geliyor gelip gidiyor ..

Siyah bir kombinezonla uzanıyor siyah örtülü koltuğun üzerine, olağan şeklini alıyor ancak sanki olağan dışıymış gibi şaşırtıyor, beklentilerin üzerinde bir performans olsa gerek büyülüyor genç adamı. Hayranlıkla izletiyor kendini, nasıl dokunacağını bilemeyen genç adamla ustaca oynuyor, masum bir meleği mi oynamalı yoksa şeytanı mı bilemiyor dumanın yükselişi gibi dağılıyor odaya ya da geceye .. Sıkıldığını iddia ediyor ve uzanıyor yüz üstü yatağın köşesine, o an masum melekten eser kalmıyor yüzünde. Mızıkçı edasında dokunmadan çekiyor adamı kendine, ensesindeki ıslaklığı beklerken ki bu bekleyiş alışkanlıkların en yalın yansımasıdır, ıslaklığı ayaklarında hissediyor ilkin. Gıdıklandığını sona yaklaştığını hissediyor, bedeninin değil ruhunun, hiç hissetmediği bir duygu, ruhu ilk defa ön sevişme yaşıyor.

İ
şte tam burada diğer tüm ayrıntılar önemsizdir, esas kısım anlam yüklemeye gerek duymadığımız ürperti, sadece bu evet garip gelebilir ama bu, gerçekten kaçmanın hiçbir anlamı yok öyle değil mi? Bu bir çiçekte olabilir bir tatlı da, neden çiçek neden tatlı değil neden o neden sen.. eğer çiçekse mutlaka papatya olmalı, sadece bir ayrıntı, özele.. Sonra derin bir uyku, huzura yol alan ve evet kesinlikle sevgi sonunu düşünmeyeceğin bir sevgi. Bu günle yaşayan ve hızla büyüyen, yarına bel bağlamayan düne hiç bakmayan.


Bir parçasını saklıyor gibi, gecenin her anında soyutlanan bir parça tıpkı önce sevişip sonra konuşmak gibi evet tam da bu, önce seviştiler sonra konuştular ..

sallanan tülün arkasında olan bitenden habersizce izliyor kendini ve geceyi. Hiç bu kadar yalnız olduğunu hissetmemişti, payına düşen ona fazlasıyla ağır geliyordu. Uzun saçlarını hızla kuruladıktan sonra sırtını yatağa vererek yere oturdu, paketteki ilk sigarayı son kalan kibritle yaktı şimdi geriye sadece on dokuzluk nefes kalmıştı. Sokağın sesi buğulu biçimde pencereden süzülüyor, ağır biçimde dudaklarının arasında sigarayla oyun oynuyor bir yandan da ayaklarını okuşuyor fakat hala üşüyordu. Aklını bir anda perdelere sürükledi, bir iki kelimeye bakıyordu seyrin alt-üst oluşu ancak o bunu yapmadı, suskunluğuyla çığlıklarına devam etti merakını yenemedi ve döküldü..

U. saçlı : Gene hangi saatin sarkacında asılı kaldın?
K. saçlı : mum, şarap ve hayali bir
U. saçlı : adam !

Kahkahaları sokaktan duyuluyor adeta, birbirlerine bakarak tekrar tekrar bir o yana bir bu yana devrilip yeniden gülüyorlar.

K. saçlı : Neden hep böyle olmak zorunda, neden hep bir yerde çakışmak zorundayız hani bilmesem tek yumurta ikiziyiz diyeceğim ama yok sen sarışınsın, bok bir sarışın. ( gülmekten son kelimeler tam anlaşılmıyor ama o anlıyor)
U. saçlı : Birincisi o bok değil ot ikincisi biz ruh ikiziyiz, çalıntı iki ruh ta diyebilirsin buna ayrıca mum ve şarap varsa bir de beyinsiz adam olmak zorunda, kural böyle hatun.
K. saçlı : Ne yani ben beyinsizlerimi düşlüyorum?
U. saçlı : Senin suçun değil, ortalık böyle tiplerle dolu ayrıca evet salaksın senin antenlerin de hep böylelerine açık oluyor!
K. saçlı : Bok karı, ne bilirsin ki sen, adam beyinsiz ama bir sor neden bir beyinsizle diye ..
U. saçlı : söyle hatun, neden?
(yatağın üzerinde doğrularak sesini yükseltiyor)
K. saçlı : Cevabı olsaydı hayali olmazdı, ben senin gibi neden sevdiğimi neden aşık olduğumu neden yattığımı neden yuttuğumu bilmiyorum ve bilmediğim için aşkın o büyüleyici gizin de takılıyorum.
U. saçlı : Bağırmayı kes, evet o yüzden sürekli zırlıyor, içiyor ve bir taraflarını kesiyorsun değil mi? Ben almayayım canım, cevaplarımla mutluyum ve başkasına verince aldatmak oluyorsa bundan da zevk alıyorum, tüm erkekler aldatılmayı hak eder. Piçin değeri diyoruz buna, kural böyle.
K. saçlı : Kurallarınızın canı cehenneme, var mısın yok musun onu söyle?
U. saçlı : Her zaman ..

Çantayı aralıyor, yıpranış küçük poşet içerisinden aspirine benzer iki hap ve esrar çıkarıyor, sarışından anlaşılıyor ilk olmadığı. Köpek öldüren (ucuz şarap ya da ağırlıklı sirke) eşliğinde önce aspirinleri (!) alıyorlar, büyük bir sorun oluşuyor sigarayı yakacak ateş yok. Çantaları pantolon ceplerini didik didik ediyorlar ama yok, gecenin fitilini çekecek olan ateş yok.

K. saçlı : Bana hiç bakma.

Söylenerek kazağını giyiyor kapıya doğru ilerlerken söylentiler yükseliyor böylece küfürler anlaşılır hale geliyor, merdivenlerden inerek resepsiyona varıyor. Girişteki bakışları unutmadığından olsa gerek her hangi bir ters durumda nasıl davranacağı noktasında kendini örgütlüyor. Baş dik, göğüs dışarıda artık hazır

- Çakmağımız yok ve saat epeyice geç, bu saatte büfe bulmak pek tekin değil acaba ödünç olarak bir çakmak ya da kibrit alabilirmiyiz. Sigara için! ( tonlamasıyla altını çiziyor )
- Ödünç ne kelime, hediyem olsun.

Elini uzatırken tereddütte, görevli ucube eline dokunmak için sabırsız ama büyük hayal kırıklığı. İki parmağının ucuyla hiç dokunmadan çakmağı aldı ve son teşekkür, isteksiz ama kural ! Hızla merdivenlere yöneliyor içinden sayısız küfürle, kapıyı açıp giriyor.

K. saçlı : Sen misin, görevliyi bekliyordum oysa.
U. saçlı : İstiyorsan çağırayım o da bunu bekliyor zaten, eminim iyi bir muameleyle karşılaşırız hatta paramızı bile geri verebilir.
K. saçlı : Sen varken üste para ister bence.
U. saçlı : Uzatma yak artık sıkıldım çok sıradanlaştık sen de beyinsizine geri dön.
K. saçlı : Hayır kalıyorum.
U. saçlı : Ne o erken mi geldi?!?!

Kahkaha bir kez daha uğruyor odaya, bu kez hiç gitmemecesine çünkü aspirin damarlarda tangoya başlamış oluyor. Yabancı bir odanın tanıdık duvarları arasında yeniden dumana boğuluyorlar, derin bir nefes ve yine ve tekrar, dibini görene dek diyorlar bu oyunda. Sızdıkları an dipte oluyorlar kendilerince, başka türlüsü tatmin etmiyordu bedenlerini, ruhlarını ve düşlerini. Yasaklı elmayı ısırıyorlardı ve ceza üstüne caza yağıyordu gök yüzünden hiç sevilmiyorlardı, şeytanla anlaşmaya oturuyorlardı adeta. Bulut diyor biri ötekine, bulutlar-güneş-karanlık ve aşk evet aşk kuytularında sızdığımız aşk. Anahtar deliğine sıkıştırdıkları o küçük hayatta mutlu mesut uçmanın tadına varıyorlar, el ele ama göz göze değil. Tüm eşyalar yerinden oynuyor, yatak raks ediyor geceye paralel, perdeler yok oluyor kapılar kilitsiz işte istedikleri yaşamdalar, hiç bir kural yok. Beyinsiz adamlar da yok,



 iki kalpsiz iki çıplak çalıntı ruh, saflık ve temizlik dediklerine inat daha bir kirli daha bir karmaşık.

5 posta:

girl with the red balloon dedi ki...

Bir solukta okudum...

lacivert dedi ki...

bitmesini istemediğim yemek tadında enfes bir yazı olmuş..

Marla dedi ki...

hayal ettim.

densizturta dedi ki...

gloria otel kadıköy
no 404

truva dedi ki...

Resmen okudum hepsini :) eline saglik..